Dervişoğlu, staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının sigorta başlangıç tarihlerinin yeniden ele alınması talebini gündeme getirdi. Devletin düzenlediği belgelerin arkasında durması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, “Devlet dediğiniz şey kayıttır. Kayda aldığı vatandaşı unutmamak, verdiği belgenin arkasında durmaktır.” ifadelerini kullandı.
Staj ve çıraklık dönemlerinin sigorta başlangıcı kabul edilmesi yönündeki talebin haklı olduğunu belirten Dervişoğlu, konunun yalnızca prim gün sayısı ve emeklilik hesabı çerçevesinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Dervişoğlu, kamu gözetiminde yürütülen fon yönetimine ilişkin iddiaları da konuşmasına taşıdı. Olayın münferit bir piyasa vakası olarak görülmemesi gerektiğini savunan Dervişoğlu, sorumluların hesap vermesi çağrısında bulundu.
Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı’nın sağlık gerekçesiyle istifasını, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısının emeklilik dilekçesini ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanının görevden alınmasını hatırlatan Dervişoğlu, ekonomi bürokrasisindeki gelişmelerin aydınlatılmasını istedi.
Dervişoğlu, tutuklu bulunan 85 kişiden 17’sinin haksız kazançla elde ettiği paraları iade ettiğine ilişkin haberleri de değerlendirdi. Mevzuatta öngörülen yaptırımların uygulanması gerektiğini savunan Dervişoğlu, sürecin şeffaf yürütülmemesi halinde yatırımcıların piyasalara ve hukuka duyduğu güvenin zarar görebileceğini belirtti.

Türkiye’nin ekonomi politikalarını eleştiren Dervişoğlu, üretim ekonomisi ile rant ekonomisi arasında ayrım yapılması gerektiğini söyledi. Ekonomik büyümenin vatandaşın refahına yansıması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, “Ekonomideki büyüme vatandaş için de refah artışı demektir. O halde sorarım, büyüyen rakamlar nereye gitmiş?” diye konuştu.
Üretim, teknoloji ve ihracatın desteklenmesi gerektiğini dile getiren Dervişoğlu, sermayenin üretime, bilginin teknolojiye, teknolojinin de ihracata yönlendirilmesinin önemine dikkat çekti.
Avrupa Birliği ile ticari ilişkiler ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konularını da değerlendiren Dervişoğlu, Türkiye’nin Avrupa pazarındaki konumunu koruması gerektiğini savundu. Avrupa’nın üretimini korumaya yönelik adımlarının Türk sanayisi üzerindeki olası etkilerine işaret eden Dervişoğlu, dış ticaret politikasının üreticilerin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmesi çağrısında bulundu.
Dervişoğlu, dış politika kapsamında Türkiye’nin Avrupa, Orta Asya, Kafkasya ve Türk dünyasıyla ilişkilerinin önemine vurgu yaptı. Dış politikada tutarlılık ve diplomatik girişimlerin belirleyici olması gerektiğini belirten Dervişoğlu, Ege Denizi, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İsrail, Gazze ve Orta Doğu’daki gelişmelere de değinen Dervişoğlu, Türkiye’nin dış politikadaki tutumunu farklı platformlarda tutarlı biçimde sürdürmesi gerektiğini savundu.
Dervişoğlu, konuşmasında hukuk devleti, basın özgürlüğü ve demokratik kurumların işleyişi konularına da yer verdi. Gazetecilere yönelik soruşturma ve tutuklamaları eleştiren Dervioğlu, devlet yönetiminin yalnızca olayların ardından tepki vermekle yetinmemesi; öngörme, denetleme ve gerektiğinde hesap sorma sorumluluklarını da yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

Dervişoğlu, devlet kurumlarının işleyişinin zayıflaması, toplumsal uzlaşının bozulması ve hak ve özgürlüklerde gerileme yaşanmasını Türkiye açısından birbirini besleyen üç temel risk olarak nitelendirdi.
İYİ Parti’nin yalnızca tarafsız ve anayasal bir devleti değil, bu devleti koruyacak medeni toplumsal ilişkileri de savunduğunu belirten Dervişoğlu, kutuplaşma yerine toplumsal güvenin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Konuşmasının sonunda birlik ve beraberlik çağrısı yapan Dervişoğlu, Türkiye’nin geleceği için farklı kesimlerin ortak mücadele etmesi gerektiğini belirterek, “Hedefimiz ayrıştırmak değil, Cumhuriyet değerlerine ve onun kuruluş felsefesine inanmış insanların sayısını, milletin sayısına eşitlemeye çalışmak olmalıdır.” dedi.







Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz yapın.